Almanya Ehliyet


Öncelikle böyle bir yazı yazmaya karar vermem başlangıçta yoktu; ancak sonrasında bunun sadece bir ehliyet sınavı olmadığını, aynı zamanda da bir Çin işkencesi olduğunu fark edince bu içeriği yazmaya karar verdim.

Ben Türkiye’de 10 yılda toplam 200.000 kilometre araba kullanmış ortalama bir şofördüm. Bu güne kadar sadece 1 kere cezam vardı; o da şehir içinde emniyet kemeri takmadığım içindi (cahillik). Münih’e ilk taşındığımda iş arkadaşlarıma da ilk sorduğum soru “Arabanızın markası neydi?” idi. Tabii herkes bu soruya güldü ve kimsenin arabası yoktu. Bu beni çok şaşırtmıştı; çünkü Türkiye’de arabalar pahalı, Almanya’da ise daha ucuz olmasına rağmen neden arabalarını almıyorlardı? Sonradan anladım.

Normalde Almanya’ya taşındığınız ilk 6 ay içinde Türk ehliyetinizle araba kullanabiliyorsunuz; ancak ben o zaman bunun üzerine hiç kafa yormadım. İlerde alırım diye karar vermiştim kendimce; çünkü pahalı olduğunu biliyordum (bu kadar pahalı olacağını tahmin etmiyordum). O yüzden hiç bu işe yeltenmedim.

Boş muhabbet: Gel zaman git zaman Türkiye’de aktif olarak araba kullanan biri olarak burada araba kullanamam beni canımı sıkmaya başladı. Her yere U-Bahn ve otobüs ile gitmek zorundasınız. Ben şehir içinde yaşıyorum; sıkça oluyor ama biraz şehir dışına çıkmak için her zaman 1 gün ayırmanız gerekiyor.

Ben de 2025 için ehliyet işini halletmeye karar verdim. Öncelikle birkaç arkadaşımı “Okul seçerken neye dikkat edeyim?” diye sordum. Bana eğitmeni çok olan yerlere gitmemi; eğitmen az olursa ders sayısını yeterince alamayacağımı ya da işin uzayacağını söylediler. Ben de öyle yaptım; buralardaki en büyük kursa gittim ve kayıt oldum. Tabii kayıt işin en kolayı 300 euro gibi bir ücret veriyorsunuz ve size “Şimdi bu belgeleri toplayın” diyorlar.

  • İlk yardım kursu (Dersler Almanca, ven Almanca bilmiyorumdum; bir günlük bir şeydi ve 50 euro ödedim)
  • Göz muayenesi (Türkiye’de adım başı olan gözlükçüler burada pek yok; tabii randevusuz burada tuvalete bile gidemediğiniz gibi gözlükçüye de gidemiyorsunuz)
  • Eski Türk ehliyetinizin çevirisi (Hadi “TR ehliyetleri zaten international” diyeceksiniz demeyin: efenim 50 euro verin, 5 dakikada size bir kâğıt verecek ADAC, onu alın.)
  • Fotoğraf fln
  • Kursa kayıt olduğunuza dair belge

Bunların hepsini yaptınız mı? Size bir not: benim gibi yerlere gitmeye üşenen bir insansanız, dosya-kâğıt kürek işlerini sizin yerine halleden bir Fahrschule’e bakın derim. Benimki “kendin gideceksin” dedi; biz de gittik tabii. Türk ehliyetim eski tipti; sırf bu problem olur diye yenisiyle değiştirdim Türkiye’de (Bu da ayrı bir saçmalık: Türkiye’de yaşamadığım için sağlık ocağına gidemiyorum; özel hastaneye gidip sadece para veriyorsunuz ve “tamam” diyorlar, mükemmel.) Ehliyete başvuru için gittiğimde görevli “Eski Türk ehliyetinize de ihtiyacımız var” dedi (Bahsettiği eski ilk ehliyetim; yani çipsiz olan.) Görevliye anlatmaya çalışıyorum “Ablacım, bak: yenisi burada geçerlilik tarihi var; ADAC bu belgeyi çevirmiş.” Görevli “yok öyle yok böyle; yarın tekrar gel” dedi, evden kayıt bürosu 1 saat sürüyor; gidip gel 2 saat. Görevli “Yarın gel. Eski ehliyetin varsa getir; yoksa fotoğrafını çek. E-Devlet’ten de bütün trafik cezalarını çıkart, Almancaya çevir falan filan…” dedi. Zaten burada anlamam lazımdı: bu işin kolay olmayacağı. Her şeyi hazırladım; sabahın 7’sinde yine gittim. Bu seferki görevli de siz stajyer ehliyet alabilirsiniz dedi. Yahu yapmayın etmeyin; ben 10 senedir araba kullanıyorum, belgem var ancak kime anlatabilirsin ki . Her neyse, kâğıtları aldı ve internet sitesinden süreci takip ettim. Dip not: Eğer stajyer ehliyeti almam demek, bütün teorik derslere gitmem gerekiyor demek; bu da hiç anlamadığım Almanca derslere gidip sadece bakacağım anlamına geliyor. Ancak beklediğim olmadı: herhangi bir sorun çıkmadan kabul ettiler.

Bundan sonrası teorik sınava hazırlık. Ulan Anadolu çocuğuyuz; bizim ömrümüz çoktan seçmeli sınavlarla geçmiş. Ben gözüm kapalı geometri sorusu çözen adamdım lisede, dedim ve daldım işin içine. Bir uygulama var; zaten herkes biliyordur. Toplam 1100 soru var; bunların aynısı ya da çok çok benzerleri çıkıyor. Uygulamada işte size soruları çözdürtüyor. Sorumluluk sahibi bir Türk genci olarak soruların hepsine düzgünce 3-5 tekrar yaptım. Girecek arkadaşlar ilk turda biraz zaman alabilir; ama 2. tekrardan sonra gözünüz kapalı zaten çözeceksiniz. Bu yüzden 3 ve üstü tekrarlar çok hızlı bitecektir. Ben soruları okumuyordum; sonra doğru. Girip çıkmam 2 dakika aldı. Hepsi doğruydu tabi. Dedim tamam, bu iş olacak.

Sonra işin büyük kısmı geldi: pratik dersler. 45 dakika başı 80 Euro. Tamam dedik, oradan 4-5 ders aldık. Derslere gidiyorum; ben böyle bir şey görmemiştim. Bin tane farklı kural var (bazıları Türkiye’de de var ama burada iş ciddi). Bir de “sınav yolu” diye bir yer yok; yani gideceğiniz yer belirli değil. Tabii ben de cahil biri olarak her seferinde hatırlamaya çalışıyorum kuralları fln. Tabii içimden de deli gibi sinir oluyorum: “10 senedir araba kullanıyoruz, bu iş nasıl olur?” diyorum ama oluyor. Şimdi tek tek detaylara girmeyeceğim; ama beni etkileyen en çok iki şeyi şuraya yazayım:

  1. 30’luk zone olayı Abi, herif tabelayı dönüşe koymuş gitmiş; sen o zone içerisine girdin mi bileceksin, çıkana kadar da unutmayacaksın: zone içinde bir daha tabela yok. Recht for Link unutmayacaksın fln. İyi güzel hoş ama Türkiye’de bizde böyle bir şey yok. Hiç alışmamışım; giderken her seferinde tabelayı görmeye çalışmak bana çok zor geldi.
  2. Sağ-sol kontrol etme olayı Abi biz alışmışız: Türkiye’de hırtonun biri gelip bizi biçmesin diye düz bile gidecek olsan yolda bir sağa bir sola bakarsın. Hoca diyor ki “Düz gidiyoruz”; “niye sağa sola bakıyorsun?” Ya nasıl bakmayayım diyorum; aç interneti, Türkiye’deki trafik kazalarına bak. “Bi de baksam ne zararı var?” diyorum. Yok işte Prüfer senin işi bilmediğini düşünür diyor. Tabii bende de bir sessizlik.
  3. Otobanda omuz bakışı 110’la giderken arkama bisiklet gelecek hali yok ya. (Bisiklet zaten otobanda da yasak.) Aynaya bakıyoruz; “yok efendim, omuz bakışı.” Ya neyin omuzu, neyin bakışı—orada kim girecek 110’la giderken? Kafamı çevirince daha da büyük tehlike oluyor: bu hızda öyle arkaya bakılır mı? Eh işte, yapacak bir şey yok dedik.

Bu arada aldığım notları en sonda sizlerle paylaşacağım. Bence bir kez okuyun; bu sınava girecekseniz işinize yarayabilir.

Tabii derslere gidiyorum; bende heyecan falan yok. Hoca diyor ki: “Heyecan var mı? Ne heyecanı olacak? Kaç bin km araba sürmüşüz.” Sınav günü geldi çattı tabii; anlattıklarımın arasında her seferinde yaklaşık 1 ay vardı. Almanya’da hiçbir şey hızlı değil; her şey yavaş. Adamların acele etmesi yok. (Tabii bizim acelemiz var, biz öyle alışmışız.) Sınav gecesi tabi: ben normalde saat 2’de uyuyan bir adamım. 12’de yatağa girince bütün gece yatakta döndüm. (Önemli not: sınavdan 5 gün önce sınav saatinize göre kendinizi ayarlayın; eğer benim gibi uyku düzeniniz biraz bozuksa özellikle dikkat edin. Bir de erken yatağa girmeyin.) Sabah kalktım; ayaklarım titreye titreye heyecandan ilkokul birinci sınıfta aşı günü okula giden çocuk gibi heyecandan kalbimiz 150 atıyordu. Kendime şok oldum: “Ulan, sonunda ölüm yok.” Niye bu heyecan? Ancak işte, öyle olmuyor… Neyse, sınava girdik, her şeyi yaptık ve tabii sınavdan kaldım. Neden mi? :D Arkadan araba geliyormuş da ben park etmeye devam etmişim. Bir de 55’le otobana girmişim; 60 değilmiş. Dedik ki: “Tamam, hadi kendinize iyi bakın.” Bir daha sınava girdik; ondan da geçtik. Tabii ben diğer sınava girene kadar her gün (2 ay boyunca) gece yastığa kafamı koyduğum an aklıma bunlar geliyor.

Sonuç olarak sınavı geçtim; bana bir kâğıt verdiler. “Bununla randevu al, git ehliyetini al” dediler. Tamam dedik; randevu sistemine girdim, ehliyet randevusu saniyesinde bitiyor. Bir baktım; GitHub’da millet çatır çatır repo hazırlamış. Dedim: bizi köpekler yakaladı :D. Tabii ben de teknolojinin köpeği olduğum için script ile işimi hallettim; hemen ertesi güne Termin aldım. Ehliyet de dün elime geçti; bu işi de böyle bitirmiş oldum.

Bir de bu işin ekonomik boyutunu düşünmeye başladım. Bu Almanya için bir sektör olmuş. Her yerde fahrschule ve hepsi neredeyse aynı fiyatlar. Dehşet pahalı ve biliyorsunuz ki tek kerede pratik sınavı geçemeyeceksiniz. Bence bunun nedeni güvenlik falan değil. Eğer güvenliğini düşünüyorsanız insanların ilk 6 ay araba kullanmaya eizin vermemelisiniz. Ben Türkiyeden gelip ilk gün araba alıp kullanabiliyorsam madem, 6 ay sonunda ne değişiyor da araba kullanamamaya başlıyorum. Yani burada bence ikilem var, ayrica kuralları öğrenmeden ve bilmeden Almanya’da Türk sürüş bilgisiyle araba kullanmak cinayete davet olur. Türkiye’de neredeyse yolda hiç görmediğiniz bisikletler burda yolun bir parçası. Kavşaklar desen ona keza, Türkiye’de yeşil ışıkta güvenle sola dönebilirsiniz ancak burada mutlaka yaya ve bisikleti sizin kontrol etmeniz gerekiyor çünkü ışık aynı anda yayalara da yeşil yanıyor. Ayrıca kavşak ortasında durarak geçmek vs gerçekten çok farklı. Ancak benim değinmek istediğim konu şu, bence TÜV ve prüferlar Türk kökenli insanlarlara -1 puan ile başlatıyorlar. Bir Alman ile aynı noktadan kesinlikle başlamıyorsunuz ve devlet bu okulları güvenlik adı altında insanların binlerce eurosunu almaya devam ediyor.


Notlarım

Park

  1. Yaklaşırken sağ sinyal ver
  2. Arkana bak; eğer araç varsa geçmesini bekle
  3. Yavaşça iki tarafını ve etrafını kontrol ederek yanaş
  4. Yanaşma bitince sol tarafa sinyal ver
  5. Sol omuz bakışı yap
  6. Park yerinden çık

U dönüşü

  1. Acele etme; yer yoksa devam et
  2. Yer bulduysan ve arkada yeterli mesafe varsa sağ sinyalini ver
  3. Arkanı kontrol et; gelen araç varsa bekle
  4. Sonra düzgünce geri geri gel ya da U dönüşü yap
  5. Eğer ileriye doğru tekrar çıkacaksan sinyalini ver
  6. Yolda başka araba varsa kesinlikle hepsinin geçmesini bekle
  7. Bütün araçlar geçtikten sonra acele etmeden sağdan düzgün şekilde yola koyul

Gefahrbremsung

  1. 30 sabit hızla giderken “Stop” ya da “Jetzt!” duyunca direkt frene ve debriyaja bas
  2. Acele etme; önce bi sakin ol ve gideceğin yöne bak
  3. Sinyalini ver; sol arkanı kontrol et
  4. Sonra yola devam et

Otobana giriş

  1. Üçüncü viteste girişte ol
  2. Sola sinyali en başta ver; girerken de unutma
  3. Düzlüğe çıkınca omuz bakışı yap
  4. Gazı artır ve beşinci vitese tak
  5. Yavaşça o tarafa gir

Otobandan çıkış

  1. 300 metre tabelasını gördüğün anda sinyalini ver
  2. Yavaşlama seridine girmeden hız kesme
  3. Yavaşlama seridine girince hız kesmeye basla
  4. Sarı şehir içi tabelasına dikkat et; 50’yi geçme

30’luk zone

  • Dikkatli gitmeye çalış; yol darsa bile 30 ile gitmek zorunda değilsin
  • Sağ taraftaki yollara her zaman dikkat et ve önceliğin sende olduğunu unutma
  • Eğer yolunun senin tarafında engel varsa engelden önce dur ve yol ver

Ekstra

  • Ana yola bağlanırken muhtemelen “Dikkat” tabelası olur. Bu yüzden büyük yollara bağlanırken viraja hızlı kesinlikle girme; tabelayı gözünle takip et. Yolda bir araç varsa geçmeden önce bekle, acele etme.
  • Sarı ile işaretlenmiş bisiklet şeridinden geçme. Karşıdan araba gelirse ve bisiklet şeridinde bisiklet yoksa ancak o noktaya gir; aksi halde bisikletin arkasında kal.
  • Otobüs durduysa geçmeye çalışma; dörtlüleri (hazard) yakıyorsa en fazla 10 km/s ile geçebilirsin.
  • Sağa veya sola dönerken yaya olabilir. Işıkta dikkatli şekilde iki tarafı da kontrol et ve öyle devam et. Aynı zamanda bisiklet yolu da olabilir; o yüzden yavaşça ilerle.
  • Kavşaklarda sola ya da sağa dönerken heyecanlanma; karşıdan araba gelebilir. Devam etmeden önce bekle, düz devam edecek araçlar geçsin.